Embed

Mutlak olmayan zaman içerisinde yeni bir yıl daha...

Her yılbaşı hazırlıklarında çizilen karikatürlerin başında gelen ihtiyar 2009, bebek 2010'u herkes bilir. Bu karikatürde merak ettiğim tek nokta o bebeğin 1 yılda nasıl ihtiyar hale geldiğidir. Aklıma geldikçe gülerim (şu an da gülüorum). Aslında işin mizahi yönünün dışında bize ufakta olsa o bir iki çizik bile bir şeyler anlatmaya çalışmaktadır: Hayatın ne kadar yorucu ve zor olduğu... Dünya denen bu mavi gezegen üzerinde yaşayan bir insan olarak hayatın yorucu ve zor olduğunu kesin bir dille açıklayabilirim. Eğer uzaylı olsaydım ve bunları yazsaydım bana verilen doğruluk payı % 10 olabilirdi. Sizi bu yeni yılda matematik ile sıkmadan (her ne kadar matematiksiz bir hayat benim için zor olsa da) "normal" yollardan anlatmaya devam edeyim. Hayatın zor ve yorucuolduğunu daha iyi hem hayatı öğrenmeye çalışan ham de içinde bulunduğu hayatın zorunlu sorumluluklarını yerine getirmeye çalışan bir öğrenci bilir. Ancak bizim rehberimiz olan ebebeyinler bunun tam tersini söylerler. Ne diyeyim haklılar da. Ama az miktar. Çünkü iş, güç sahibi her birey hayatı tam olrak bellemiş ve buna göre hareket etmiştir. Yani hayattaki hata payı çok düşüktür.Hata payının düşük olmasının sebebi geçmişte yaptığı hatalarından ders çıkarmasıdır. Şimdi diyeceksiniz ki küçükken hata yap, büyüyünce o hataları bir daha yapmamak için ders çıkar ve doğru olanı gerçekleştir. Maalesef 21. yy nesli için böyle bir şans yoktur. Hata yaptığın anda hayat bir karadelik gibi yutuverir ve ne olduğunu anlayamazsın. İlla hata yapmamalısın demiyorum tabi ki. E ne anladım ben bundan demeden önce hataların iki türlü gruba ayrıldığını belirtmek isterim. Yani her yaptığınız hata aynı türe girmez. Örnek verecek olursam, dikkatsizlik nedeniyle kırılan tabak için yapılan hatayla haksızlığa uğramış bir insana ceza verilme hatası farklı şeylerdir. Yani biri geçici diğeri ise kalıcıdır. Demek istediğim hayatın sizi yutmaması için tavsiyem kalıcı hatalardan uzak durmanızdır. Hayattaki yolunuzda size doğruyu öğretenler ise geçici hatalardır. Bu hataların tek yararı bir daha yapmamak için size ders vermesi ve bu ders ile kalıcı hatalardan uzak tutmasıdır. Gelelim 2009 senesine... 2009 kimisi için en parlak sene kimisi için en şanslı olduğu, kimisi için en iyi geçen sene ve kimisi içinse en berbat geçen sene... Sizi bilemem ama 2009 üzülerek söylemeliyim ki benim için tam bir fiyaskoydu. Hiç mi iyi bir şey olmadı diye soracak olursanız cevabım: evet oldu ama gereğinden az. Hiç mi bilimsel çalışma yapmadım? Evet yaptım ama gereğinden az. Hiç mi başarılı olamadın? Evet oldum ama yine gereğinden az. Gereğinden az kelime gruplarına bakacak olursanız eğer benim çok çok hırslı bir kişiliğe sahip olduğumu sakın sanmayın. Ben sadece gereği kadar istiyorum. Ama bu sene çevresel faktörlerden mi bilmiyorum ama bayağı gereğinden az şeyler yaşadım. Hatta o gerekli kısımlar direkt az olması gereken olumsuzluklara katıldı. Çok çabaladım ama gereği kadar elde edemedim. Aslında bunu istatiksel olarak daha iyi açıklardım ama anlamanız açısından size anlatmayı uygun buluyorum. Grafik yorumunu yaptıktan sonra olaylar zincirine geçip bazı konulara ışık tutacağım. Grafiğin ilk zamanları gayet güzeldi. Hatta o zaman diliminde olsaydık size bu gidişle gereğinden fazla olumlu olayların olacağını söyleyebilirdim ki biraz önce de yazdığım gibi öyle olmadı. grafiğin ortalarına yaklaşırken değer sürekli artmaktaydı. O kadar artmaktaydı ki sanki yarın üniversite hocası olup öğrencilere ders vereceğimi zanndiyordum.Gerek öğrenciliğimi gerekse öğretmenliğimi edebimle ve adabımla yapıyordum. İçimde hiç bir şekilde koyuvermişlik olmadığı gibi büyüklük de taslamıyordum ve hala da böyleyim. Sonra gel zaman git zaman bilimsel çalışmalarım arttı ve 2009'un kritik sınırına ulaştı. Biz buna durgunluk evresi diyelim. Tabi bu arada okul devreye girdi.Ama okul açıldığında kafamda o kadar bilimsel çalışma ve özveri sonucu yine seviyemin altındaki kişilerle birlikte eğitim görüyordum. Arayış içerisine girdim. Peki ne arayışı bu? Tabi ki benim gibi insanların varlığını aramaya. Arıyordum tarıyordum ama bir türlü bulamıyordum. Bir tane bulmuştum ama hem çok uzaktaydı hem de kendisi grafiğin aşağı inen kısmın da ortaya çıkmıştı. Buldum dediğim de 2008'de bulmuştum. Yani elimdeki tek "ben"di. Başka yakından arıyordum. Ama nafile. Boş vermedim. İçinde bulunduğum ergenlik denen safsatanın da etkisiyle bir "ben" daha bulma ateşi iyice büyümüştü. Sonra beni oyalayıcı bir haber çıktı. O uzaktaki "ben"in kitabı çıkmıştı. Kitabı aldım ve hemen okudum. Bunu okuduktan sonra kendinizi benim yerime koyacak olursanız çok iyi bir haber olmuştur öyle değil mi? Bence bu fırtına öncesi sessizlikti ve hakkaten de öyle oldu. Hem arayış içerisindeyken hem bilimsel çalışmalarımı yürütürken hem de okulla uğraşırken büyük bir patlama gerçekleşti. Eğer tarihi çok seviyorsanız size şöyle diyeyim: gizli düşman sessizliğini boşmuş köstebekler ortaya çıkmış ve kemirgen gibi içten sindirilmeye başlanmış. Meğer güzel güzel geçinirken dişlerini bileyliyorlarmış. Ama benim bilimsel beynim kendini bu gibi boş işlere yormadığından anlyamadı, anlayamadım. Bu ön saldırı sonucu şükürler olsun ki Evren'in Ulu Mimarı'na hiç bir şekilde isyanda bulunmadım aksine bana dayanma gücü ve beni koruyan insanları bana bahşettiği için takrar takrar şükrettim. Her şükredişimde her sabredişim ve susuşumda iğnelerini daha çok batırmışlar ve benden ve "ben"den bir söz, bir kıvılcım beklemişlerdir. Bu tür saldırıda bulunan insanlara karşı küçük bir uyarıda bulunmak istedim. Gece yarısı dünyadaki bulduğum benim gibi bir insan olan kişiyi uykusundan uyandırdım ve yapılanları anlattım. Tabi kendisi de beni çok sevdiğinden kırmadı ve diğer arkadaşlarına da haber verip küçük bir uyarıda bulundular. Saldırıda bulunan bilimin yüz karası cahil kesim dillerinin etkileriyle insanların beyinlerini bir bir sömürüp akılları sıra güç topluyorlardı. Halbu 21.yy da gerçek güç, sayı ve yalan dolan haberler değil bilgidir, bilimdir. Uzaktaki dostumla bir karar aldık: sukunet. Çünkü biz susunca onlarda susacaklardı ve sustuk. Ağzımızı sımskı kapattık. Buna rağmen biraz daha devam etselerde onlarda sustular. Ama dışardan öyle görünüyorlardı. Çünkü kemirdikleri bölgede delik açıp içimize girmişler ve işlerini içten ve derinden sessizlik halinde yürütüyorlardı. Şahsen bunun farkındaydım ama sukunetteydim. Ayrıca da tedbirliydim. Saldırılar sonucu sağ olsunlar okuldaki devamsızlıklarım da artmıştı. Üstüme yük üzerine yük bindirmişler yıkılmamı istemişlerdi. Çünkü ben onların 16, 17 yaşında yapamadıklarını yapıyordum ve hala da yapıyorum. Grafiğin ilerleyen zamanlarında bazı tereddütler yaşadım. Güvensizlik ve düşüş iyice kendini gösterdi. İnkar etmiyorum. Hakkaten düşüyordum. Bana çok Güzel çerme takmışlardı. Tek iyi yanı kimin dost kimin düşman olduğunu öğrenmiştim. Bunu belli ederken beni düşürmeye çalışmış ve hakkaten düşeceğime inanmışlardı. Ama lakabımdan da anlaşılacağı gibi ben Işığın Oğluyum ve her ne kadarda zor olsa insanlığa bir fayda sağlamak zorundayım. Bu amaç doğrultusundan çıkmadığım için yıkılmadım ve tam olarak düşmedim, her nekadar da 0'a yaklaşsamda... Çünkü Rab yarattı ve beni bu dünyaya boşuna yollamadı. Bir amacımın olduğunu biliyorum. Aslında her insanın bir görevi var ama erken farkedene tabi... Her neyse... Sonuçta sukunet yarar sağladı ve o kemirgenlere karşı umarım Evren'in Ulu Mimarı gerekeni yapar. Belki de yapmıştır da, orasını bilemem... ve grafiğin son kısmı. Bu son kısım hem benim hem de insanlık için büyük bir öneme sahip. Her ne kadar da düşsem de. Sanırım 1 ay önce bir yazı paylaşmıştım ve o yazıyı 2. sloganım yaptım: İNSANOĞLU BANA İSTER İŞKENCE YAPSIN İSTERSE BENİ ÇARMIHA GERSİN. LAKİN BEN YİNE DE İNSANLIK İÇİN EVREN İÇİN ÇALIŞACAĞIM. İnsanın merak duygusunu yenemeyeci için 1. sloganımı merak etmişsinizdir. İşte size 1. sloganım: BEN BİLİM İÇİN VARIM. BİLİM DE BENİM İÇİN... Hepinizi dost düşman ayırmadan Sevgi ve Saygı ile kucaklıyor gözlerinizden öpüyorum. Bu uzun yazıda benimle ortak olduğunuz için çok teşekkür ederim ve 2010 yılının tüm insanlığa(dünya için) ve evrene hayırlı olmasını diliyorum. Bol Bilim'li günler dileğiyle...

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !